Nakkaş Akif  UZAN

 
 
 

TEZHİP HAKKINDA 4

Kağıt, karton, deri, ağaç, metal, cam, alçı zeminlere yapılanlarını da kapsayan bezeme sanatı. Hat, minyatür ve cilt sanatlarının tezhip'le yakınlığı büyüktür.

İlme, ilim vasıtalarına duyulan sevgi, saygı ve tanınan manevi değerin ifadesidir. Estetik duygu ve düşüncelerden doğmuş, bedii zevklerle, kabiliyetlerle gelişip, olgunlaşmıştır. Ekol özellikleri ve teknik farklılıkları yönünden çeşitlere ayrılmıştır. İstanbul, Edirne, Bursa, Amasya, Konya, Bağdat, Mısır, Musul ekolleri bunlardandır. Kronolojik bakımdan Selçuklu, Erken devir Osmanlı, Klasik, Batılılaşma dönemi tezhibi olmak üzere dört ana bölüme ayrılır.

Teknik yönden ise zeminleri doldurulmuş ağır tezhiplerin yanı sıra "katı", "saz yolu", "pesend yolu", "yalnız altın" veya hafif renklerle hazırlanılmış olan "halkari" gibi çeşitlilikler gösterir. En yaygını Halkari'dir. Desenler parlak altınla çizildikten sonra, araları altın suyu ile gölgelendirilir.

Tezhipteki renklerin, kök ve toprak boyalardan elde edilenleri makbul ve muteberdir.
Doğal boyalar, incecik toz durumuna getirildikten sonra, belli oranda arap zamkı ile karıştırılarak kullanıma hazırlanırlar. Eski boyalar, balmumu isinden yapılan siyah, üstübeç beyazı, lapis lazuli ve lahor çividi lacivertleridir. Türk sanatkarlar, altın ile laciverti karıştırarak en çok bu rengi kullanmışlardır. Sembolik anlam taşıdığını düşünen yorumcular bulunmaktadır.

Eski geleneği devam ettiren bazı sanatkarların dışında günümüzde daha çok sentetik boyaların kullanımı yaygındır çünkü afiş, sulu ve guvaj boyaların temini kolay, ucuz ve boldur. Türk tezhibinin ara rengi "hakiki altın"dır. Çeşitli ayarlardaki altın varaklar; yapıştırma, toz haline getirme, serpme (zer-efşan) ve püskürtme gibi çeşitli metodlarla uygulanır. Kırmızı ve sarı altın, gümüş katılarak elde edilen "yeşil altın" bir arada kullanılarak birbirinden güzel görünümler ortaya konulur. Altının yanı sıra gümüş, bakır, altın ile karışık bakır va kalay; hüsn-i hatlar, ciltler, katı'lar, minyatürler, tezhip sanatının başlıca uygulama alanlarıdır. Tahta üzerine, alçı duvarlara yazılan altın bezemeleri de kapsayan bir dekorasyon sanatıdır.

Tezhip yapan erkek ustaya "müzehhib", hanım ustaya "müzehhibe", tezhiple süslenilene de "müzehheb" denilir. Bu ince el sanatının yurdu Orta Asya'dır. Öz Türk sanatıdır. Türkler bu zarif sanatıgittikleri her yere götürmüşler ve öğretmişlerdir. Selçuklular döneminde Anadolu'ya girmiş ve Osmanlılar zamanında XVI. yüzyılda en olgun dönemini yaşamıştır. En ünlü ustaları bu dönemde yetişmiştir. İlim, fikir, sanat alanlarında da göstermişlerdir. Sanat merkezi ve meşheri olan başkent İstanbul'da, çok sayıda müzehhib ve müzehhibe yetişmiş ve birbirinden nefis eserler verilmiştir. Padişah başta olmak üzere saray erkanı, beyler, paşalar, ağalar, zenginler, meraklılar bu ince sanatın maddeten ve manen destekçisi ve koruyup, kollayıcısı olmuşlardır. Bu yakın ilgi ve himaye, sanatkarı her bakımdan tatmin ettiği için, birbirinden güzel son derecede cazip eserlerin sanat tarihimize armağan edilmesini sağlamıştır.

Osmanlı tezhibini inceleyen yerli, yabancı her ilgili bunlardaki incelik, zerafet ve güzellik karşısında hayran olmaktadırlar. Müze, kütüphane, arşiv ve koleksiyonları süsleyen sayısız tezhip örneği Türk milletinin bu sanata verdiği önem, değer ve gösterdiği başarıyı ortaya koyan en güzel belge ve şahitleridir. Osmanlı tezhip sanatında Baba Nakkaş, Hezargradlı-zade, Seyyid Ahmed Ataullah (Atai), onur çırağı Hüseyin Hüsnü gibi sanatına imza atmış ünlü müzehhibleri biliyoruz.

Tezhip, zamanla çeşitli evreler geçirmiş, bölüm ve türlere ayrılmıştır. Ama klasik üslup varlığını, güçlülüğünü her zaman devam ettirmiştir.
 

 
 
 

nakkas akif